HABERLER

Biz Işığız, Onlar Karanlık!

Toplumların paradigma değiştirmelerine yol açan büyük anlar vardır. Türkiye için bu illaki, en açık, en şüphe götürmez biçimde 12 Eylül darbesidir. Bu öyle bir darbedir ki, toplumu bir bütün olarak yeniden dizayn etmeye dayalı, uluslararası bir projenin uygulamasıdır. Yurtsever, toplumcu güçlerin hunharca bastırılması, yok edilmesi, sistematik işkenceye maruz bırakılması değildir onların tek meselesi. 12 Eylül, toplumsal hafızanın silinmesi, toplumun apolitikleştirilmesi, dinselleştirici, bu vesileyle uysal bir toplumsal projeksiyonu uygulamaya geçirmenin adıdır asıl olarak. Uysal denilenlerin, güç kazanıp güç köşelerini kapınca icra biçimlerindeki vehamet ve ürkütücülük, 12 Eylül’ü içinde uzun onyıllar yaşanan, bir tür distopya tüneli olarak görmeye sevk etmiştir bizi. 

Uzun yılların ardından bakılınca, göstermelik bir sağa da sola da karşıymış propagandası ile yol alan 12 Eylül’ün, kimin için, “kendileri içeride, fikirleri iktidarda” olduğu açıktır.

12 Eylül, sola nefretinin sınır tanımazlığında dolu dizgin yol aldı. Her türden düşünme ve örgütlenme imkanını tarumar etti. Öyle ki, sendikal düzlemde bakıldığında, DİSK’in elinin kolunun bağlanıp, HAK-İŞ’ in önünün alabildiğine açılmasının, onların niyet ve tasavvurlarını göstermektedir. Sahte Atatürkçülükleri ile üniversitelerin aydınlık ve laik damarına saldırdılar ve YÖK’ü icat ederek, üniversiteleri yok oluşa sürüklediler. Atatürk’ün mirası, Dil Ve Tarih kurumlarını dağıtıp, oraları düpedüz gericiliğin üssü haline getirdiler, Atatürkçülük nutukları ata ata.

Dünyayı güzelleştirmek, toplumsal denklik ve özgürlük için yola çıkanları susturmak, suskun, boyun eğmiş bir toplum inşa etmek! 12 Eylül bunu murad ediyordu, muradına da erdi uzun yıllar boyunca. Ama herkesi her zaman kandıramazsınız. İçine düşülen sefalet, düşünsel esaret ve toplumsal çürümüşlük mızrağın artık çuvala sığmadığını göstermektedir. Solu yok etmeye girişmek, sefaleti yok etmek anlamına gelmez, aksine sefalete yol verir, çürümüşlüğün açılan kapılardan dörtnala içeri girmesine kaçınılmaz biçimde sebebiyet verir. 

Onlar bizi tehlikeli gördüler, biz ise onların korkusu olduk, rüyalarına girdik. Çünkü, insani olana ses ve nefes olduk, bu ideali sahiplendik, sahipleniyoruz, sahipleneceğiz de. İdealizimizin onların korku dağlarını beslemesi önlenemez…çünkü biz vicdanı temsil ediyorduk. Vicdan ise, Victor Hugo’nun deyişiyle en mükemmel adalettir. Bizim  en mükemmel adaletimiz olan vicdanımız; onların ceza yağdıran kanunlarından daha güçlü ve daha dayanıklıdır. Hadi hep birlikte soralım: Nerede 12 Eylül’ün o anlı şanlı kanunları? 

Şimdi 12 Eylül ile hesaplaşmayı, onun artıkları ve artçı sarsıntıları ile mücadele dolayımında sürdürmek gerek. 12 Eylül nasıl sahte Atatürkçülük içinde yol aldıysa, görünürde 12 Eylül’e karşıymış gibi duran kimilerinin  iktidar pratiklerine bakınca 12 Eylül’ün ruhuna rahmet okunduğu da ortadadır. O halde hem 12 Eylül hem de onun uygulamada sahiplerinin söndürdüğü ışıkları artık yeniden yakma zamanı gelmiştir. Çünkü biz ışığız onlarsa karanlık….

 

Metin PEKER

Karikatürcüler Derneği Başkanı