HABERLER

Turhan Selçuk Ustamızı, ölümünün 11. yılında saygıyla ve hasretle anıyoruz.

Karikatürcüler Derneği’nin  Onursal Başkanı ve Kurucu Üyesi değerli büyüğümüz, karikatür sanatımızın en büyük ve en özeli Turhan Selçuk Ustamızı, ölümünün 11. yılında  saygıyla ve hasretle anıyoruz.

SONSUZLUK VADİSİNDE TURHAN SELÇUK

Turhan Selçuk, çizgilerle dünya kuran büyük usta, tam  on bir yıl önce veda etti bizlere, can bildiği Türkiye’ye ve karikatüre. On bir yıl önce bir on bir Mart günü…on bir ve on bir olmuş demek! Demek şimdi dönüp bakınca, bu on birlerde sonsuzluğa, suskunluğa geçmiş o…

Suskunluk mudur bu peki?

Geride bıraktıkları hala konuşmuyor mu?

Eserleri bugün de Türkiye’yi anlamak için bir tür karikatür haritası işlevi görmüyor mu?

Evet, ustamız artık yok, ama şunu biliyoruz ki, onun mirasından, o hünerden damlaya damlaya uzayan o  elden ‘Osmanlı tokadı’ çıkıyor ve haksızlıkların suratında patlıyor….patlıyor simgesel olarak ve hep birlikte “Oh” çekiyoruz yine…kocaman bir oh hem de!

Bundan tam kırk beş yıl önce, isimsiz bir genç olarak “Kök” adlı karikatür albümümü çıkarmaya heveslendiğim vakit, beni cesaretlendiren, dahası, önsözünü yazma yüce gönüllüğünü gösteren oydu…kendi kadrajında baktığında, gençleri ümitlendirmenin, desteklemenin bir adımı olarak düşünüyor ve yapıyordu bunu…yıllar zaman içinde diğer yıllar ile arkadaş oldukça, bizler de yaş alıyorduk… Turhan Selçuk ise, ustalıktan, daha ustalığa, büyük ustalığa, en ustalığa geçiş yapıyordu… bu dönemde de, daima Karikatürcüler Derneği’nin Ankara, İstanbul veya yurdun bir başka köşesindeki herhangi bir faaliyeti gözüne ilişiğinde, tevazulu yüreği ile, yanımızda olmaktan büyük bir mutluluk duyardı. O yanımızda durunca da, dünya durduğu yerde büyür, hevesimiz açılır, çizgiler bizi büyüler, üstat bizi büyülerdi.

Şimdi o dönemler geçti. Peki “Ey mah, o rüzgar geçti” mi diyeceğiz biz de? Hayır hayır! O, rüzgarları kalemiyle çizmiş bir ay’dı…dolunayımızdı…ülkenin üstüne çöken o mahmur karanlığı, tok ve sıcak rengiyle, kaleminden dökülen siyah mürekkebin kıvraklığıyla ideali yapan, kağıda döken ay parçamızdı o…

Sanatın yozlaşma yokuşundan aşağıya itilmeye çalışıldığı, yahut, iktidarlarca bir stepne derekesine düşürülme oyunu içinde yön kaybetme tehlikesine maruz bırakıldığı bir dönemde bizler sanatın; halktan yana, sanatın kuralları içinde icra edilmesinden yanayız….çünkü yaşamdan yanayız. Tıpkı Turhan Selçuk gibi.  Çünkü o sanatsal bilme’yi yaşamı bilme’yle, yaşamla eşleştirmişti.. Tıpkı İspanya’nın en netameli günlerinde faşistlerin yüzüne “kazanmayacaksınız” diye haykıran bilge yazar Unamuno’nun dediği “Çünkü yaşamak ve bilmek aynı şeydir,” sözündeki saklı gerçeklik gibi; o da, kuvvet ve anlam katıyordu hayata karikatürüyle ve bilgisiyle…

Güçlüler iktidar olur. Sertlik hakim olur. Sanırız ki, dünya küçülür. Yapraklar solar. Toprak kurur. Kalplerden kan çekilir. Akıl büzülür… oysa, sanat, başkaldırır kötümserliğe ve insansızlığa…Sanatçı bayraktarı olur adil bir ülkenin. Düşülke adına bayraktarı olur. Turhan Selçuk’un mezarını binbir çiçek tohumu getiren rüzgarlar ziyaret edip dururken, onun mezarından el alan rüzgarlar bizlerin inançlarını da ziyaret ediyor, çizgilerimizi de ziyaret ediyor…Dünya gözüyle, dünyaya bir daha, bir daha, daha iyi bakmamızı, özgürlüğün verilen değil, elde edilen bir şey olduğunu söylüyor bize o haber getiren rüzgarlar…

Sanatın toplumsal mücadele için, sanatsal inceliklerden ödün vermeden ama, yapılabilir, yapılır bir uğraş olduğunu o öğretti bize…şimdi onun yokluğunda biz, onun yolundan giderken aslında onun aradıklarını arıyoruz. O arayış, sonsuza yargılı,  sonsuza yazgılı bir arayış bunu da biliyoruz… Sanatın esnek, sisle, bulanıklıkla arkadaş aurası bizi arayışlarımızda sınıyor. Varsın sınasın. Sanatın kolaya kaçmayan, gecenin ve gündüzün her türden emeğini talep eden o billur sesini bizler de Turhan Selçuk gibi takip etmeye gayret ediyoruz, edeceğiz…Bunda ısrarın, bize kazandıracağı koca bir ülke vardır. Bunun kazanılacağını da, o rüzgarlar bize söyledi. Şimdi Hacıbektaş’ta, sonsuzluk vadisinde cıvıltılı rüzgarlara sürekli bir şeyler söyleyen o bilgenin, çizgileriyle bize her gün yeni ve taze şeyler söylemeye devam ettiğini de unutmayalım…

Metin PEKER

Karikatürcüler Derneği Başkanı

Turhan Selçuk, Mustafa Ekmekçi Cumhuriyet Gazetesi yazarı, Remzi İnanç Eski Toplum Yayınevi sahibi,

Metin Peker Karikatürcüler Derneği Başkanı ile Cumhuriyet Gazetesi Ankara bürosundalar. (Yıl 1989)

Dolmuş Dergisi yönetim odası.

Turhan SELÇUK karikatürcü dostları İsmail GÜLGEÇ, Metin PEKER ve

Muhittin KÖROĞLU ile birlikte (Ankara – 1992)

Türk Karikatürünün 100. yıl kutlamasında Turhan Selçuk, Sinan Bıçakçı,

Semih Balcıoğlu, Ali Ulvi Ersoy, Tan Oral, Tonguç Yaşar, Oğuz Aral.

Karikatürcüler Derneği Ankara Temsilciliği’nin düzenlediği ”Turhan Selçuk Onur Gecesi”nde

Ferruh Doğan, Semih Balcıoğlu, Turhan Selçuk.

Asaf Koçak Karikatür Yarışması jüri toplantısı 2 Temmuz 1994.

Arka sıra Erdoğan Bozok, Metin Peker, Mustafa Eremektar, Raşit Yakalı, Tonguç Yaşar.

Ön sıra Orhan Doğu, Turhan Selçuk, Ali Ulvi Ersoy, Mengü Ertel, Erdoğan Başol,

en ön Çerkez Karadağ.

Asaf Koçak Karikatür Yarışması Jüri toplantısı sonrası Karikatür Müzesi 1995 yılı.

Arka sıra Murat Özmenek, Ferit Avcı, İlhan Selçuk, Semih Balcıoğlu, Ahmet Erkanlı, Ali Ulvi Ersoy.

Ön sıra Muhittin Köroğlu, Metin Peker, Turhan Selçuk, Tonguç Yaşar.

Ankara Temsilcilik binasında Bedri Koraman, Tonguç Yaşar, Turhan Selçuk,
Metin Peker, Şemsi Er.

Turhan Selçuk eşi Ruhan Selçuk, Metin Peker, Orhan Tüleylioğlu, Murat Özmenek

Turhan Selçuk, Necmi Rıza Ayça, İsmet Lokman, Metin Peker, Ekim Atila Peker ve
Murat Özmenek ile (İstanbul 1989)
Turhan Selçuk, Metin Peker, Emel Balcıoğlu, Ali Ulvi Ersoy, Eflatun Nuri Erkoç ile
”1 Nisan Şaka Yemeği”nde (İstanbul 2002)
Turhan Selçuk, Cem Karaca, Metin Peker ve Raşit Yakalı ile Ankara Temsilciliği’nin düzenlediği
”Mizah Gecesi”nde (Ankara 1991)
Turhan Selçuk ve Metin Peker (Ankara 1998)